Tekkeköy Gündem

15 Temmuz Darbesi ve Tarihin Tekerrürü

15 Temmuz Darbe Girişimi/ Türkiye’yi İşgal Kalkışması Anadolu Türk Tarihi’nin en karanlık olaylarından birisidir. Aziz milletimiz 1016 yılında kök salmaya başladığı bu topraklarda böylesine bir ihanete tanık olmamış, bir gecede devletinin el değiştirmesi tehlikesi gibi bir faciayı yaşamamıştır. Oysa bin yıldır bu coğrafyada ülkesiyle ve milletiyle bölünmez bütünlüğü noktasında tehlike yaşamadığımız veya sosyolojik olarak şöylesine içten güldüğümüz, gülümsediğimiz bir çeyrek yüzyılımız dahi olmamıştır. Çünkü bu coğrafya sırtlanlar geçididir ve bu coğrafyada her an her yerden bir sırtlan saldırısına maruz kalma ihtimalimiz, ihtimal olmaktan dahi çıkmış ve reel politik halini almıştır.

Merhum vatan/iman şairimiz Mehmet Akif/imiz şöyle der: “Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar, İbret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?” İbret alınmadığı müddetçe sonuçları itibariyle tarih tekerrür etmeye devam edecektir. Sultan Abdülhamit Han der ki: “Tekerrür eden tarih değil, hatalardır.” Hatalardan ders alma noktasında bir zafiyet gösterdiğimiz hakikattir. Tarih aynı zamanda tecrübeler yumağıdır, istifade etmesini bilmek lazım. Bu tecrübelerden istifade etmediğimiz müddetçe bahsedilen tehlikeleri yaşamamız kaçınılmazdır. Yaşadığımız tehlikelinin ayak seslerini duyanlarımız oldu, uyaranlarımız oldu; hepsine de gülüp geçildi. Kendileri gülüp geçmekle kalmadılar, kargaların dahi bize güldüğünü söylediler. Sonuç ne oldu? Reis’in dirayeti, milletimizin sadakati ülkeyi bir işgalden kurtardı. Daha önceki yazılarımızın birinde bu durumu “Vatan kurtaran sevgi” diye ifade etmiştik. Ve birileri bize kızıp dursa da Reis’e olan sevginin vatanı kurtardığını belirtmiştik.

Biz millet olarak ve ülke olarak bu tehlikeyi niye yaşadık? Bunun birçok açıdan verilebilecek cevapları vardır. Sosyal, siyasal, ekonomik, sosyolojik, politik ve dini sebeplerden azade olmayan bir süreç yaşadık. Bunların tamamını harmanlasak ve tek bir sebebe dayasak o da dini sebepler olarak karşımıza çıkacaktır. Toplumun din algısı maalesef bu sonuçları doğurmak için oldukça veluttur, doğurgandır. Millet olarak bu zokayı yutmamızın sebebi ne acıdır ki Rabbimiz tarafından en çok uyarıldığımız bir konuda aldatılmış olmamızdır. Rabbimiz yüce kitabında defaatle “Allah adı ile aldatılanlardan olmayın.” uyarısını yapmasına rağmen biz bu oyuna gelmiş olduk. Neyimiz kitaba uygun ki, bu konuda da kitaba kulak verelim? Biz kitaba uymadığımız müddetçe birileri bizi kitaplarına uyduracaktır, bu durum kaçınılmazdır. Zaten ne çektiysek kitabına/ kitaplarına uyduranlardan çekmedik mi?

Bu topraklara hainlik mayası çalınalı çok oldu.

Bu topraklardaki ilk kutlu devletimiz Anadolu Selçuklu Devleti’nin yıkılmasında bu mayanın etkisini görmekteyiz. 17 Eylül 1176’da Miryakefelon/ Beldüzü Zaferi’nde Anadolu’ya attığımız imzanın adı “Anadolu İslam yurdudur” olmuştu. İçerideki hainlerin ve yine Allah adı ile aldatıcıların gayretleri, Haçlıların destekleri ile Moğol istilasına/ Kösedağ Savaşı’na maruz kaldığımızda tarihler 3 Temmuz 1243’ü gösteriyordu. Devletimiz yıkılış sürecine girmişti ve Moğollar Anadolu’da terör estiriyordu. Derlenip toparlanmamız yaklaşık 60 yıl sürdü. Osmanlı olarak tarih sahnesine çıktığımızda içeridekiler ve dışarıdakiler yine harekete geçtiler, kuruluşundan yüz yıl sonra 20 Temmuz 1402’de Müslüman ve Türk Timur Devleti tarafından bir kez daha yıkımı yaşadık. Mehmet Çelebi’nin 11 yıl süren yeniden diriliş hareketi meyvesine verdi ve millet olarak yıkıldığımız/ düştüğümüz yerden yeniden ayağa kalkmayı başardık. Güçlü olduğumuz müddetçe, içimizden/ bizden zannettiğimiz devşirmeleri kontrol altına aldığımız müddetçe devletimizin ömrü uzun oldu. Birinci Dünya Savaşına geldiğimizde öyle bir ihanet sarmalına maruz kaldık ki kurtulmak mümkün olmadı. İşgalcilerin işlerini kolaylaştırmak için her türlü ihanet oyunu sahnelendi ve Abdülhamit tahtından indirildi. Bundan sonra da istedikleri gibi at oynattılar.

15 Temmuz İşgal Girişimi’ne maruz kaldığımızda Allah adı ile aldatılmanın zirvesini yaşadık. Hiç kimseyi ama hiç kimseyi uyaramadık, uyandıramadık. Allah diyenden, namaz kılandan, hizmet diyenden ne zarar gelir dediler ve bizi susturdular. Siyasileri bir yere kadar anlamak mümkündür, bu mazur gördüğümüz anlamına gelmez. Topluma yön verecek olan (!) kanaat önderi diye sunulanları bile uyaramadık, onlara bile anlatamadık. Allah adı ile aldatılmak için büyük bir potansiyelimizin olduğu da ortadadır. Sadece kandıranların, aldatanların isimleri değişecektir. Ülke olarak bir daha böyle bir ihaneti kaldırmak kolay olmayacaktır.