Tekkeköy Gündem

Başkasının Omzuna Binen İçin Düşüş Kaçınılmazdır

Siyaset bilimciler ve sosyologlar siyaseti tarif ederken kısaca “Devlet işlerini düzenleme ve yürütmeyle ilgili özel görüş ve anlayıştır.” derler. Diğer bir ifadeyle yönetimle ilgili beceriler bütününe siyaset denir. Siyaset bilimciler ve sosyologlar siyaseti böyle tarif ederken ‘kurt politikacı’ veya ‘kurt siyasetçi ’denilen alaylılardan biri siyaseti şöyle tarif etmişti: “Siyaset insan kullanma sanatıdır.” Yani ‘insanları kullanarak, omuzlarına binerek bir yerlere gelme sanatıdır’ demek istiyordu. Maalesef memleketimizde bu anlayış hiçbir zaman değişmemiştir, kolay kolay değişecek gibi görülmemektedir. Bunu değiştirecek olan bizim duruşumuz ve tavırlarımızdır. Siyaseti insan kullanma sanatı olarak görenler cesaretlerini ve cüretlerini bizim duruş bozukluğumuzdan almaktadırlar. Onların terbiye edilmesi bizim elimizdedir. Silkelemeye, uyandırmaya ve uyarmaya devam edeceğiz.

İnsanların omuzlarına binerek bir yerlere gelme sadece siyaset alanıyla alakalı değildir. Siyasetin dışında birçok alanda da bu durumun varlığını görmekteyiz. Mevki ve makam hırsına kapılmış insanların birilerinin önünde kırk takla atarak bir takım yerleri elde etmeleri veya kapmaların bazı insanların kullanılması sonucudur. Özellikle FETÖ yapılanmasının kökleşmesinde, dal budak salmasında insanların bir takım açlıklarının yattığı bir gerçekliktir. Bu durum sadece FETÖ yapılanması ile sınırlı değildir. İslami olsun ya da olmasın birçok yapılanmada aynı durum söz konusudur. İnsanları kullanarak bir yere gelenlerin en belirgin özelliği kullandıkları insanlara en kısa zamanda sırt dönmeleri, onlara burun kıvırmaları ve artık görmezden gelmeleridir. Zira yaşam alanı genişlemesi ve statü değişikliği yaşadıklarından dolayı, kullanabilecekleri yeni insanlar adeta ‘bir buradayız’ der gibi hâlihazırda beklemektedir. Onun içindir ki bu anlayıştaki insanlar kullanılacak adam sıkıntısı çekmezler. Bu alanda sadakat yoktur, ahde vefa yoktur, samimiyet yoktur, kalpten bir sevgi yoktur. İnsanlar zanneder ki benim bunca yaptıklarım ortadayken o bana daima sadıktır. Hâlbuki hiç öyle bir şey yok. “Bu insanlar size sadık değildir. Size olan ihtiyaçlarına sadıktır. İhtiyaçları değişince, sadakatleri de değişir, sadakat gösterecekleri insanlarda değişir.” Varsa yoksa basamaklar, yani yeni araçlar vardır. Bize düşen ise bizi böyle görenleri o basamaklardan aşağı yuvarlamaktır.

İşin bir başka boyutu ise belirli bir mevki ve makama gelenlerin elde ettikleri yerleri, birilerine bir takım maddi ve manevi imkânlar sunarak elde etmiş olmalarıdır. Bu tarih boyunca böyle olmuştur. Ver rüşveti al mevki ve makamı. Geçmişteki devletlerimizin yıkılmasının nedenleri arasında bunun yeri oldukça fazladır. Özellikle Osmanlı’nın son dönemleri bunun örnekleriyle doludur. Yeniçeri Ocağı’na asker yazılabilmekten tutun da, tımar sahibi olmaktan, vergi toplama işine kadar bu olumsuzlukları görmek mümkündür. Problem tipik bir insan problemi olduğu için ne zaman ve ne de zemin tanır. En mükemmel sistem uygulanmış olsa da insanoğlu sistemi yozlaştırmak noktasında oldukça mahirdir.

İnsan vardır, adam vardır geldiği yer, mevkii-makam her ne ise tırnakları ile kazıyarak, helal alın teri dökerek ve muhatapların yüreklerine dokunarak gelmiştir. Bu nedenle pazarlıksız sevilmişlerdir. Sevenler, sevdikleri insanlarda tarihlerinin, inançlarının, kültürlerinin, medeniyetlerinin kodlarını görmüşler ve yürekten sevmişlerdir. Ve bu güzel ülke bu sevgi sayesinde bir darbeyi ve bir işgal girişimini bertaraf etmeyi bilmiştir.

Bazı insanlar vardır, siyaseti adam kullanma sanatı olarak gördükleri için, kendileri de adam kullanma sanatının mağduru olmaktan kurtulamamışlardır ve kurtulamayacaklardır. Ya başkalarının omuzlarına basarak bir yerlere gelirler ya da kaset oyunlarıyla bir yerlere gelirler. Geldikleri yerlerde tutunup, yapışıp kalmaları da yine bir takım kaset oyunlarının sonucudur. Ne yazık ki Türk siyaseti bunu çok mahir bir şekilde ve çok adice görmekte ve yaşamaktadır.

Yerel siyasetçiler iliklerine kadar borca girerek, bankaları bankalarla atlatarak, baba mallarını mirasyedi gibi harcayarak bir yerlere gelmeye çalışırlar. Geldikten sonra da Allah rızası için mi yoksa harcananları geri almak için mi siyaset yaparlar? Bu durum herkesin malumudur. Bir gerçek var ki ne yapılır edilir harcananlar geri alınır. M. Ö 384-322 yılları arasında Yunanistan’da yaşamış olan Aristoteles der ki: “Mevkilerini para ile alanlar, masraflarını geri alma gayretine düşerler.”

Modern kültürün araçlarıyla, renkli camıyla, boyalı basınıyla bir yere gelenler, aynı kültürün araçlarıyla tüketilmekte ve bitirilmektedirler. Ne yazık ki tüketildiklerinin ve bitirildiklerinin farkına varmaktan bile acizdirler. Bir görüntüleriyle, bir cümleleriyle toplumu heyecanlandıranlar, bırakın toplumu artık kendi heyecanlarını bile kaybettiler. Nerede o anlı-şanlı siyasetçiler, gazeteciler, ilahiyatçılar, sanatçılar, yazarlar-çizerler, televizyon programcıları vs. Kim ne yaparsa yapsın siyasi ve sosyolojik bir gerçek kaçınılmaz olarak yaşanacaktır. “Nasıl gelirsen öyle gidersen.” Bize de uğurlar olsun demek düşer.

Ömer Naci Yılmaz