17.08.2017 - Tekkeköy Gündem

Bosna’nın Göz Yaşları

Ömer Naci Yılmaz

Yazarın şu ana kadar yazılmış 62 makalesi bulunuyor.
  • 09 Ağustos 2017
  • 0 YORUM
  • 17 KEZ OKUNDU

Anadolu topraklarındaki kutlu yürüyüşümüz/ Allah’ın adını yüceltme ve ötelere taşıma ve insanla buluşturma hareketimiz Tuğrul Bey döneminde 1016’da başlamıştı. 1048 Pasinler Savaşı, 1071 Malazgirt Zaferi, 1176 Miryakefelon Zaferi bu topraklarda tutunma adına atılmış önemli adımlardı. 1353’te Orhan Bey döneminde Gelibolu’daki Çimpe Kalesi’nin alınmasıyla Balkanlara ilk adım atılmış oldu. I. Murat 1363’teki Sazlıdere Savaşı ile Edirne’yi alarak başkenti Bursa’dan buraya taşıdı. 1364’deki Sırpsındığı/ I. Çirmen, ilk Osmanlı –Haçlı savaşının ardından elde edilen zaferle Balkanların içine doğru ilerleme kolaylaşmıştı. I. Çirmen’in intikamını almak isteyen Sırplar yeni bir saldırıya geçti. 1371’deki bu savaş Osmanlı’nın zaferi ile neticelenince Makedonya yolu açılmış oldu. 1389’daki Kosova zaferinin ardından Balkanlarda Osmanlı’ya karşı koyacak bir güç kalmamış, Kuzey Sırbistan yolu açılmıştı. Yıldırım Bayezit’in 1396’daki Niğbolu Zaferi ile Osmanlı’nın Avrupa üzerindeki etkisi artmış oldu. Fatih’in 1463’deki fethiyle Bosna’ya Müslüman mührü vurulmuş oldu. Yapılan camiler, medreseler ve tekkeler adeta bölgeye vurulan İslam mührü oldu. Fransız İhtilali’ne kadar bölgenin tüm halkları Osmanlı’nın adaleti ve hoşgörüsü sayesinde yüzyıllarca huzur ve refah içerisinde yaşamlarını sürdürdüler.

Fransız İhtilali’nin ardından Osmanlı’nın Balkan coğrafyasında sancılar baş gösteriyordu. Her sancının ardından gözyaşının gelmesi ise kaçınılmazdı. Birçok farklı unsuru bünyesinde barındıran Osmanlı’nın gözyaşları ise Balkanlarda akmaya başlamıştı bile. Fransız İhtilali’nin getirdiği mikrobik ilkelerden milliyetçilik fikri Osmanlı Devleti’ni olumsuz etkilemişti. Bu etki Osmanlı’ya karşı beraberinde ayaklanmaları getiriyordu. Özellikle Rusların bütün Slavları birleştirme politikaları isyanın fitilini ateşliyordu. Fransız ihtilalinin etkisi ve Rusların kışkırtmasıyla ilk ayaklanan millet ise Sırplar olmuş, 1812 Bükreş Antlaşması ile imtiyaz elde eden ilk millet yine Sırplar olmuştu. 1878 Berlin antlaşması ile tamamen bağımsız oldu. Milliyetçilik akımının etkisiyle Osmanlı’dan kopup bağımsızlık elde eden ilk millet ise 1829 Edirne Antlaşması ile Yunanlılar olmuştu. 1878 Berlin Antlaşması ile Sırbistan, Karadağ ve Romanya, 1908’de Bulgaristan Osmanlı’dan ayrılmıştı. 1912’de Birinci Balkan Savaşı’nda Arnavutluk Osmanlı’dan ayrıldı. Böylece Balkanlarda Osmanlı’dan ayrılan son millet Arnavutluk oldu. İşe o gün bugündür Balkanların gözyaşı hiç dinmedi.

Balkanlara, ata topraklarına (1-7 Ağustos 2017) bir hafta süren yoğun ve yorucu bir ziyaret programı gerçekleştirdik. Yaptığımız birçok ziyaretin ardından dile getirdiğimiz bir hakikati burada da dile getirdik. “Geç kalmışız, şimdiye kadar ata topraklarına gelmeliydik…” Kosova, Makedonya, Arnavutluk, Karadağ ’ziyaretlerimizin ardından son ziyaretimizi Bosna Hersek’e ayırdık. Gezdiğimiz ilk dört ülkede atalarımızın ayak izlerini takip etmeye çalıştık,  kokularını teneffüs ettik. Balkanlara mühür vurduğumuz Kosova Zaferi’nin yaşandığı geniş ovada 28 Haziran 1389’un havasını teneffüs etmeye çalıştık. İlk şehit padişahımız I. Murat’ın türbesini ziyaret ettik. Ahh 28 Haziranlar, canımızı çok yakmış, tek vücut olan ümmetimizi paramparça etmişti. 28 Haziran 1914’te Avusturya-Macaristan veliahdı Franz Ferdinand’ın Saray Bosna’da öldürülmesi bu topraklarda yüreğimizi acıtan olayların da başlangıcı odu.

Çağdaş Dünya’nın (!), Çağdaş Avrupa’nın (!) gözlerinin önünde insanlar ve insanlık katledildi, insan haklarının sadece edebiyatını yapanlar ise seyretti. Her yerde katliamlar yaşandı. En acı olaylardan birisi de Srebrenitsa’da yaşandı. 11 Temmuz 1995 günü Ratko Mladiç komutasındaki VRS (Bosna Sırp Cumhuriyeti Ordusu) birlikleri Srebrenitsa’ya girdi. Mladiç kameralara şunları diyordu: “Bugün 11 Temmuz 1995. Sırplar için kutsal bir günün yıl dönümünü kutlamadan önce Sırp Srebrenitsa’dayız. Bu kenti Sırp milletine armağan ediyoruz. Osmanlı’ya karşı gerçekleştirdiğimiz ayaklanmanın anısına, Türklerden öç alma vakti gelmiştir.” 1389 Kosova Zaferi’nin acısıyla hareket ediyorlardı. Sırp vahşeti Avrupa’dan yüz bularak doruğa çıktı ve tam 5 gün süren katliamda 8372 kişi öldürüldü. Sırp askerler,  kimlikleri tespit edilmesin diye cesetleri parçalayarak sayıları 64’ü bulan toplu mezarlara gömdüler. Üzerinden 22 yıl geçmiş olmasına rağmen hala toplu mezarlar ortaya çıkarılmaktadır. 11 Temmuz’da yapılan anma törenlerinde acılar ve gözyaşları yeniden tazeleniyor demek bile eksik olur; zira yaşanan acılar hiç ama hiç unutulmuyor. Zaten unuttuğumuz an kaybettiğimizin başlangıcıdır. Aliya İzzetbegoviçin Türk milletine yayınladığı mektuptan bir bölüm ile bitirelim:

“Ben Aliya, Aliya izzetbegoviç.Unutma, Türk’ün evladı! Sömürgeciler, bütün ilkeleri kendi menfaatleri için koyuyorlar ve kendi çıkarlarını korumak için denklem kuruyorlar. Onların demokrasi dedikleri, hürriyet dedikleri, aidiyet dedikleri, barış ve hoşgörü dedikleri ilkeler, Saraybosna’da, Srebrenitsa’da, Mostar’da toprağın altına gömüldü. Hem de çok acı hatıralarla… Biz, kendi çocuklarımız en azından tebessüm edebilsinler diye yaşadıklarımızı yeni nesillere anlatmıyoruz, anlatmayacağız. Ama sen bizim yaşadıklarımızı sakın unutma! Onlar askerleriyle, basın ve medyasıyla, kurumlarıyla çok güçlüler. Onların güçlerinden değil, ikiyüzlü olmalarından kork. Biz, senin kardeşin olduğumuz için öldürüldük, boğazlandık, tecavüze uğradık. Senin hafızana sahip olduğumuz için toplu mezarlara gömüldük, yok edildik.

Türk’ün Evladı, Bizim korumaya çalıştığımız sancak, Yemen’de, Çanakkale’de, Filistin’de, Kırım’da, Açe’de, Türkistan’da korunmak istenen sancaktı. O, ne bir dinin, ne bir ırkın, ne bir dilin, ne bir mezhebin sancağıydı. İnsanlığın, tek başına insan olmanın temsiliydi. Sömürgecilerin karşısında sakın yere düşme. Biz, Çanakkale’den sonra direnişi devam ettiren nesiliz. Sen, direnişin değil, dirilişin nesli olacaksın. Korumak için değil, düzen kurmak için çalışacaksın. Sen varsan biz olacağız. Sen ayaktaysan biz yaşayacağız. Sen var olmak zorundasın. Bu yüzden bir ve beraber olmak zorundasın. Sömürgecilerin tezgâhıyla saflara ayrışmamalısın. Türk’ün Evladı, Bizi, onların bize yaptıklarını ve sorumluluğunu sakın unutma.”

Bosna! Seni asla unutmayacağız ve yalnız bırakmayacağız. Gözyaşlarını dindiremez isek de ortak olmaya devam edeceğiz.

Ömer Naci YILMAZ

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
Yorumlarınıza gerçekten oldukça değer veriyoruz ve belirli zaman aralıklarında asıl muhataplarına iletiyoruz.
Bosna’nın Göz Yaşları başlığı altında yazacağınız tüm yorumlar Tekkeköy Gündem yayın ilkelerine uygunluğu kontrol edildikten sonra yayınlanır. Hakaret içeren yorumlar yayınlanmaz.

Bosna’nın Göz Yaşları ile ilgili olmayan yorumlarınız için iletişim sayfasını kullanabilirsiniz.