Tekkeköy Gündem

Güçlüler Yapar Zayıflar Katlanır

İnsanlık tarihi, insan ve insan topluluklarının her türlü yaşamlarını, birbirleriyle olan ilişkilerini kapsadığı gibi aynı zamanda güçlülerin zayıfları ezdiğini de kapsamaktadır. Hak ve hakikat tanımaz şeytani düşünceler, güçlünün zulmünü artırırken zayıfın ezilmesini beraberinde getirmiştir. Kabil ile başlayan kavga bugün din, iman, değer adına her türlü erdemi yok saymıştır. Gücü elinde bulunduran her türlü anlayışın temsilcileri, zayıfları ezmeyi varlığının devamı için elzem olarak görmüş, bunun gereğini yapmak için tereddüt göstermemiş, hiçbir zulümden de geri kalmamıştır.

Genelde Avrupalılar, özelde İspanyollar Amerika’da kurdukları “Encomiendo” sistemiyle Kızılderilileri iliklerine kadar soyup soğana çevirmişler. Tanrı’nın Krallığı’na kabul edilmeleri şerefine/Hıristiyanlaştırılmaları karşılığında üç kuşak boyu karın tokluğuna çalıştırılmışlardır. Arkada milyonlarca insanın ölümü olmuş olsa da önemli olan Tanrı’nın Krallığı’nın sınırlarını genişletmekti. Güçlüydüler, yaptılar; zayıflar da katlandı.

Müslüman olmadan beş yıl önce 1977 yılında yazdığı Medeniyetler Diyaloğu kitabında Roger Garaudy ise Haçlı dünyasının dehşet verici tarihini rakamlarla şöyle anlatıyor: “Batılılar yüz milyonu aşkın Amerika yerlisini öldürerek dünyada daha önce benzeri görülmemiş bir soykırım yaptılar. Bunun ardından üç yüz yıl süren köle ticareti sırasında en az yüz milyon Afrikalı’yı öldürerek bir başka akıl almaz soykırımı gerçekleştirdiler.“[1] Avrupalılar güçlüydü, her türlü zulmü yaptı. Zayıflar her zamanki gibi yine katlandı.

Birinci Dünya Savaşı’nı güçlüler çıkarttı, bedelini Müslümanlar ödedi; zayıftılar, yine katlandılar. İkinci Dünya Savaşı’nı güçlüler çıkarttı; insanlık pes perişan edildi, zayıflar yine katlandı. Hiroşima ve Nagazaki’yi güçlüler bombaladı; yüz binlerce canlı yok edildi, zayıflar yine katlandı. Yirmi milyona yakın Aborjin’i güçlüler katletti, zayıflar seyretti, katlandı. Milyonlarca Kızılderili’yi güçlüler öldürürken zayıflara sızlanmak kaldı. Milyonlarca Afrikalı’yı güçlüler köleleştirdi, zayıflar hayıflandı, yine katlandı. 17. Yüz yıl Avrupa’sında güçlülerin yaptığı köle ticareti tahıl, sebze-meyve ticareti gibi normal karşılanırken zayıflar yine seyretmeye devam ediyordu. Milyonlarca Vietnamlıyı güçlüler katlederken, zayıflar yine seyretti, yine katlandı. Milyonlarca Afgan Müslüman’ı güçlüler öldürürken zayıflar beddua edip katlanmaya devam etti. Sözüm ona Çağdaş Avrupa’nın(!) ortasında yüz binlerce Boşnak’ı güçlüler öldürürken zayıflar yine güçlülerden medet umdu, katlanmaya devam etti. Milyonlarca Iraklıyı güçlüler öldürürken zayıflara yine katlanmak zorunda kaldı. Yüz binlerce Filistinli güçlüler tarafından katledilirken zayıflar yine güçlüden medet ummaya ve katlanmaya devam etti. Suriye’de ve Halep’te yüz binlerce insan güçlülerin kıyımına maruz kalırken zayıflara yine katlanmak düştü. Bunlar saymakla bitecek gibi değil.

Bütün bunlar ahlaksız ve acımasız Batılılar/güçlüler tarafından yapılırken utanmadan, sıkılmadan Müslümanlara terörist demeye devam edebiliyorlar. Bazı ahmak Müslümanlar da buna inanabiliyor.

Başlığımıza gelince, yüz yıllardır yaşadığımız bir hakikatin yansımasıdır. Poleponnes Savaşları (M.Ö. 431-404) sırasında Atina’nın güçsüz rakipleri Melaslılar, vergi konusundaki anlaşmazlığın adilce çözülmesini teklif etmiştir. Atinalılar ise: “Güçlüler yapacaklarını yaparlar ve zayıflar katlanmaları gerekene katlanırlar.” cevabını vermiştir. [2]

Güç, hak- hakikat ve adaletle buluşturulmadığı müddetçe kimin elinde olursa olsun varlığını sürdürebilmek için ezmeye, yok etmeye meyyaldir. Ezer, öldürür, yok eder; zayıflara katlanmak düşer. Tabi ki bu durum ila nihai devam edecek değildir. Zira bu dünya büyük zalimlerin çok büyük zulümlerine tanıklık etti. Şimdi hepsinin yerinden yeller esiyor, yerlerine yenileri geldi. Onların da yerinde yeller esecektir. Tiranlar eninde sonunda yok olmaya mahkûmdurlar. Yeter ki insanlık üzerine düşeni yapsın, yapabilsin. Sözlerimizi sözlerin en güzeliyle, Rabbimizin sözüyle bitirelim:

“Nihayet zulme gömülenler, nasıl bir devrimle devrileceklerini günü gelince öğrenecekler.” (26/Şuara, 227)