Tekkeköy Gündem

İnsanlığı Katlet İnsan Haklarını İlan Et

Katili maktulün cenazesinde arayacaksın diye bir kaide vardır. Ne kadar da doğrudur. Hatta cenaze namazının birinci safında duran, tabuta ilk el atanın, en çok ağlayan ve sızlayanın bu tipler olduğu da bir gerçektir. Zira sonu cinayetle biten birçok olay bu şekilde aydınlatılmıştır. Bu türden olaylar ülkemizde de dışarıda da aynıdır. Sorun insan ve insanlık sorunu olunca benzerlik göstermesi kaçınılmazdır.

Bizlere evrensel değer olarak sunulan veya dayatılan birçok kavram, onu dayatanlar tarafından tüketilip katledildikten sonra cicili bicili kelimelerle süslenip sunulmaktadır. Her malın bir satıcısı olduğu gibi her malın bir alıcısı da vardır. Bu katillerin sattığı malların peşine düşenler tarihin her döneminde olmuştur, olmaya da devam edecektir. Böyle gelmiş ve böyle gideceğine göre biz niye uğraşıyoruz? Artık bu yalan ve dolanlara doyduğumuzu, bundan sonra bu türden mavalların peşine takılmayacağımızı, oyunlarına gelmeyeceğimizi, gelmekte olanları da uyarmaya devam edeceğimizi göstermek istiyoruz. Kaç nesil bunların martavallarıyla ömür geçirdi gitti. İstiyoruz ki bundan sonra yeni nesiller bunların gerçek yüzünü görsün ve anlasın. İnsanın ve insanlığın gerçek katillerinin kimler olduğunu bilsinler, tanısınlar. Gayretimiz bu yönde olacaktır. Bunları söylerken de kendi kültürümüzün, tarihimizin, medeniyetimizin ve velhasıl tüm değerlerimizin insana ve insanlığa verdiği önemi anlatmaya, öğretmeye ve yaşanılır kılmaya devam edeceğiz.

Batının bizlere dayattığı “İnsan Hakları Evrensel Bildirisi” Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu’nun Haziran 1948’de hazırladığı ve birkaç değişiklik yapıldıktan sonra 10 Aralık 1948’de, BM Genel Kurulu’nun Paris’te yapılan oturumunda kabul edilen 30 maddelik bildiridir.

Bildirinin imzalanmasında, II. Dünya Savaşı’ndan sonra devletlerin, bireylere tanınan hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması konusunda birleşmesi de etkili olmuştur. Eleanor Roosevelt bu bildiriyi “Bütün insanlık için bir “Magna Carta (Magna Karta)” olarak tanımlamıştır. Bildirinin imzalandığı 10 Aralık, Dünya İnsan Hakları Günü olarak kutlanır.

Milyonlarca Kızılderili’nin katilleri insan hakları ilan ediyor, milyonlarca Afrikalıyı köle olarak Amerika’ya ve Avrupa’ya taşıyanlar, karın tokluğuna çalıştıranlar insan haklarından dem vuruyor. İnsanlığı öldür, katlet, ortadan kaldır ondan sonra da insan hakları diye bir beyanname yayınla, biz de ne kadar da insancıllar diye yutalım, öyle mi?

“Fransız İhtilâli’ni ve getirdiği prensipleri işlerine geldiği gibi kutsadılar ve kullandılar. Ucu kendilerine değince de yok saydılar, Müslümanlara değerse olabildiğince yüklendiler. Fransa, özellikle Napolyon Bonapart döneminde Fransız İhtilâli’nin ortaya çıkarmış olduğu eşitlik, demokrasi, milliyetçilik gibi fikir akımlarını, düşman olarak gördükleri devletleri parçalamak için silah olarak kullanmaya başlamışlardır. Fransızlar “her millete bir devlet” sloganıyla çevresindeki çok uluslu devletleri parçalayarak hâkimiyet alanlarını genişletmek istiyordu. Her millete bir devlet anlayışı temel özgürlüklerin aracı gibi gösterilmeye çalışılmıştır. Avrupa devletleri temsilcileri savaşın sonuçlarını değerlendirmek ve siyasi dengeleri yeniden kurmak için Viyana’da Avusturya arşidükü Meternik başkanlığında bir kongrede toplandılar. (1815) Meternik Sistemi adı verilen bir politika oluşturdular. Bu sisteme göre Avrupa’nın herhangi bir yerinde ayaklanma çıkması durumunda birlikte hareket edecekler ve Fransız İhtilâli’nin getirdiği bu ayaklanmaları bastıracaklardı. Ancak aldıkları bu kararları Osmanlı Devleti’nde Yunan ayaklanması çıkınca uygulamadılar ve Yunan isyanına destek verdiler.”[1] İşte batı budur. Varsa yoksa iki yüzlülük; ama her halükârda ikiyüzlülük…

Birinci Dünya Savaşı’nı ve İkinci Dünya Savaşı’nı Batılılar çıkarttı. Hiroşima ve Nagazaki’yi bombalayıp yüz binlerce insanı Batılılar katletti. Milyonlarca Aborjin’i, Kızılderili’yi Batılılar katletti. Milyonlarca Afrikalı’yı köleleştirip satanlar, Vietnamlıyı katledenler Batılıların ta kendisidir. Milyonlarca Afgan Müslüman’ı öldüren, Avrupa’nın ortasında yüz binlerce Boşnak’ın öldürülmesini seyredenler, milyonlarca Iraklıyı öldürenler, yüz binlerce Filistinlinin katlini seyredenler hep Batılılar olmuştur. Bugünlerde Suriye’de ve Halep’te yüz binlerce insanın öldürülmesini seyredenler, bunu yapanlara destek verenler yine Batılılardır. İnsanın ve insanlığın düşmanı olan bu zalimler değil midir? Şimdilerde utanmadan, sıkılmadan insandan ve insan haklarından bahsedebiliyorlar. Yaşattıklarını yaşamadan ölmeyeceklerini bilmelidirler. Zira zulümle abad olunmaz.

Daha dün denecek kadar yakın bir zamanda insanlığı öğrettiğimiz batılıların bize insanlık dersi vermeye kalkmaları ne kadar da büyük bir çelişkidir. Bu konuda söylenecek ve yazılacak o kadar çok söz var ki hangi birini anlatayım ve yazayım? İnsanlık ve erdem adına bir ayet, bir hadis ve bir fermanla bitirelim: “Biz İsrailoğullarına şöyle vahyettik: Kim cinayet suçu işlememiş veya yeryüzünde fesat çıkarmamış bir kişiyi öldürürse bütün insanlığı öldürmüş gibi olur. Dahası kim de bir hayat kurtarırsa, bütün insanlığı kurtarmış gibi olur.” (5/Maide, 32)

“…Allah’a yemin ederim ki, Allah Teala’nın, senin sebebinle bir tek kişiye hidayet verip doğru yola iletmesi, senin için, kızıl develerin olmasından (ve bunları tasadduk etmenden) çok daha hayırlıdır.” (Buharî, Fedailu’l-ashab 9, Meğazi 38, Cihad 102-143; Müslim, Fedaiilu’s-sahabe 34)

Fatih Sultan Mehmed’in Bosna Ruhbanlarına verdiği ahidnâme ile bitirelim. Bu ferman, Fatih Sultan Mehmed’in Bosna- Hersek’i fethinden sonra, 28 Mayıs 1463 tarihinde Milodraz’da yazılmıştır. Aslı Bosna-Hersek’in Fojnica şehrindeki Fransisken Katolik Kilisesi’nde olan bu ferman, Bosnalı Fransiskenlere geniş çaplı bir koruma sağlamaktadır.

Ben Fatih Sultan Han, bütün dünyaya ilan ediyorum ki; kendilerine bu padişah fermanı verilen Bosnalı Fransiskenler himayem altındadır ve emrediyorum:

Hiç kimse ne bu adı geçen insanları, ne de onların kiliselerini rahatsız etmesin ve zarar vermesin. İmparatorluğumda huzur içinde yaşasınlar. Bu göçmen durumuna düşen insanlar özgür ve güvenlik içinde yaşasınlar. İmparatorluğumdaki tüm memleketlere dönüp korkusuzca kendi manastırlarına yerleşsinler.

Ne padişahlık eşrafından, ne vezirlerden veya memurlardan, ne hizmetkârlarımdan hiç kimse bu insanların onurunu kırmayacak ve onlara zarar vermeyecektir. Hiç kimse bu insanların hayatlarına, mallarına ve kiliselerine saldırmasın, hor görmesin veya tehlikeye atmasın. Hatta bu insanlar başka ülkelerden devletime birisini getirirse onlar da aynı haklara sahiptir.

Bu padişah fermanını ilan ederek burada, yerlerin, göklerin yaratıcısı ve efendisi Allah, Allah’ın elçisi aziz peygamberimiz Muhammed ve 124 bin peygamber ile kuşandığım kılıç adına yemin ediyorum ki; emrime uyarak bana sadık kaldıkları sürece tebaamdan hiç kimse bu fermanda yazılanların aksini yapmayacaktır.”

Unutulmamalıdır ki bizde “Zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur.” (2/Bakara, 193)