Tekkeköy Gündem

Ramazan’ı İfsad Eden Belediyeler

“Nerede o eski Ramazanlar” diye başlayan özlem ve hasret ifadelerini kullananlar hepten de haksız değillerdi. Herkesin özlem ve hasretinin altında farklı sebepler yatmaktadır. Bizim “Nerede o eski Ramazanlar?” özlemimizin anlamlı ve manidar sebepleri vardır.

İncelemek, irdelemek ve biraz da iğnelemek istediğim, ayrıca üzerinde düşünülmesi gerektiğine inandığım mesele, Ramazan ayımızın nasıl ifsad ediliyor olmasıdır. Eski Ramazanlarda çoluk çocuğu camiye, teravih namazına gitmekten alıkoyan hiçbir gerekçe yoktu. İftarını evinde açan çocuk namaz kılsın kılmasın iftardan sonra soluğu camide alıyordu. İlk dini bilgiler tertemiz dimağlara yerleşiyor, din adına ilk öğrenmeler böylece başlıyordu. ‘Çocukları camiye koymayın’ diyen aklı evvel ilahiyatçıların olmadığı güzel yıllardı, o özlenen yıllar.

Belediyelerin anlata anlata, öve öve bitiremedikleri iftar çadırları gerçekte imkânı olmayan vatandaşlarımız için mi, yoksa işi bedavaya getirmek isteyen uyanıklar için mi? Televizyon ekranlarına yansıyan görüntülere bakıldığında hiç de ihtiyaç sahibi insanlar gibi görünmüyorlar. Haksızlık etmemek için gerçek ihtiyaç sahiplerini çadırlarında ağırlayan güzel insanlara selam olsun. Fakat bunu genellemek mümkün değildir. Zira genele vurulduğunda durum biraz nahoş görülmektedir. Bazı belediyelerin vitrine oynamaktan vazgeçmesi gerekmektedir. Eskiden bu işler böyle yapılmazdı. Sizin berhava ettiğiniz imkânlar, o dönemlerin belediyeleri tarafından gerçek ihtiyaç sahiplerine ulaştırılırdı, reklamı da yapılmazdı. Fotoğrafçılarla, kameralarla gitmezlerdi. Kamera ve fotoğraf makinası olmadan çıkmam abi formatındaki güya öncüler… Ah şu vitrin hastalığı yok mu?…

Sağcısı, solcusu farketmeksizin bazı belediyeler sanki bir yerlerden emir almışlar gibi “Ramazan Eğlenceleri” adı altında çocukları camilere salmamak için ellerinden gelen gayreti göstermektedirler. Sahnelerdeki entarili fırıldaklar, Hacivat-Karagöz oyunları ve diğer şaklabanlıkların hangisi çocuklarımızın ve çocuklaşanlarımızın imanlarına bir katkı sağlamıştır. Ramazan denilince o çocukların zihninde oyun ve eğlenceden başka ne canlanacak ki? Din bir oyun ve eğlence aracı değildir. Kur’an’ın doğum ayı olan bu aya yapılabilecek hürmetsizlik Kur’an’a hürmetsizliktir. Kur’an’ın Rabbine hürmetsizliktir. Siz bu aklı kimden alıyorsunuz? Bir tane aklı başında bir hocaefendiye danıştınız mı? Programlarınızda okuttuğunuz Kur’anlar sizi temize çıkartmayacaktır. Sizi uyarsak farklı gerekçelerle bizi dikkate bile almazsınız. Sizin bizi dikkate almamanız hiç önemli değildir. Dikkate aldıklarınızın foyalarını da yakında görürsünüz. Hadi bizi dikkate almadınız, iman ettiğiniz Rabbinizi de mi dikkate almayacaksınız. İman ettiğiniz iddiasında bulunduğunuz peygamberimizi de mi dikkate almayacaksınız? Programlarınızda Kur’an okuttuğunuz hocalarınız şu ayetleri okuyup geçtiler, yürekleri yetse bu ayetlerin mealini de suratınıza okurlardı. Ama nerede o yürek? İşte bu yüce Rabbimizin apaçık uyarısıdır. Peygamberimizin davacı alacağı insanların Mekke müşrikleri veya Medine münafıkları olduğunu mu zannediyorsunuz?  Nasıl kıvırırsanız kıvırın, bir gün nasıl olsa toslayacaksınız… Öncelikle peygamberimizin davacı olacağını unutmayın: Peygamber de: “Ya Rabbi! Benim kavmim bu Kur’an’ı (ve hükümlerini) terk edilmiş bir halde bıraktılar.” der. (25/Furkan, 30)  

“Dinlerini bir oyun ve bir eğlence edinen ve kendilerini dünya hayatının aldattığı kimseleri bırak! Ve hiçbir kimsenin kazandığı şey yüzünden kendisini helake atmamasını, kendisi için Allah’tan başka hiç bir dost ve hiçbir şefaatçi bulunmadığını Kur’ân ile hatırlat. O, azaptan kurtulmak için bütün varını feda etse, kendisinden alınmaz. Onlar kazandıkları şey yüzünden helake uğratılmışlardır. Onlar için, inkâr ettiklerinden dolayı kaynar bir içecek ve can yakıcı bir azap vardır.“ (6/En’am, 70)